Efes

Çağlar boyu uygarlık

 

İlk çağın en ünlü şehirlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes nehrinin sularını boşalttığı körfezin yakınında kurulmuştur. Tarıma elverişli toprakları, Doğu’ya açılan büyük ticaret yolu oluşu, gerek politeistlik gerekse Hıristiyanlık döneminde çok önemli bir dini merkez oluşu, tarihe büyük kent olarak geçmesini sağlamıştır. İlim ve sanat dünyasında da adını duyurmuş, ünlü kişiler yetiştirmiştir. Bunlar, rüya tabircisi Artemidorus, şair Callinos ve Hipponax, filozof Herakleitos, ressam Parrhasius, gramer bilgini Zenodotos’tur. Bugün Antik Efes Kenti’nin yaklaşık yüzde 20si kazılmış olmasına rağmen, dünyada ziyaret edilebilen alan olarak en büyük antik kent, ülkemizde en çok ziyaretçi çeken ören yeri özelliği taşır.

 

Efes’in tarihi M.Ö.6000’lere kadar inmektedir ki bunu, son yıllarda Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde ele geçen buluntular ortaya çıkarmıştır. Ayasuluk Tepesi’nde yapılan kazılar da burada Erken Tunç Çağı’ndan Helenistik Çağ’a kadar kesintisiz yerleşmenin var olduğunu göstermiştir. Bu da Eski Efes’in Ayasuluk Tepesi’nde olduğunu, buranın Anadolu Kavimleri ve Hititler tarafından iskân edildiğini kanıtlamaktadır. Ayrıca Hitit yazılı metinlerinde Apasas olarak geçen kentin bu kent olduğu da kesinleşmiştir. Yazarlar Strabon ve Pausanias, tarihçi Herodot, Efesli şair Callinos gibi antik kaynaklar Efes’in Amazonlar tarafından kurulduğuna ve yerli halkın Karyalılar ve Lelegler’den oluştuğuna işaret etmektedirler.

 

M.Ö.1050‘de, Androklos, diğer kolonistler gibi Anadolu’ya gelmiş, Efes ve civarını almıştır. M.Ö.7.y.y.’da Kimmerler’in istilasına uğrar ve Artemis Tapınağı yerle bir edilir. M.Ö.560’da Lydialılar tarafından Efes, Artemision çevresine taşınır. Daha sonra Kral Barışı’nın (M.Ö.386) sonunda Efes, Büyük İskender’in gelişine dek sürecek olan Pers egemenliği altına girer.

 

Bugün gezilen Efes, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö.300’de kurulmuştur. Efes, Bizans Çağı’nda tekrar yer değiştirmiş ve ilk kurulduğu Ayasuluk Tepesi’ne gelmiştir.

 

Antik Efes Kenti’nin ilk kuruluşu M.Ö 6000 yıllarına, Neolitik Dönem olarak adlandırılan Cilalı Taş Devri’ne kadar iner. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Tunç çağları ve Hititlere ait yerleşimler saptanmıştır. Bugün gezilen Efes, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö 300 kurulur. Helenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, 200 bin kişilik nüfusuna sahip olur. İ.Ö 4.bine dek giden tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli rol oynar.

 

Doğu ile Batı (Asya ve Avrupa) arasında başlıca kapı durumunda olan Efes, önemli bir liman kentidir. Bu konumu Efes’in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkent olmasını sağlar. Efes, tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları geniş bir alana yayılır. Yaklaşık 8km bir alana yayılan bu kalıntılar, içinde kazı-restorasyon ve düzenleme çalışmaları yapılmış ziyarete açık olan bölümlerdir.

 

Antik çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes, bugün de yılda ortalama 1,7 milyon kişinin ziyaret ettiği önemli bir turizm merkezidir.

 

Hellenistik dönemde inşa edilen Büyük Tiyatro, Efes’in şüphesiz en tanınmış anıtı olan Celsus Kitaplığı, M.Ö 3.yy çoktan kurulmuş olan Tetragonos Agora (Ticari Pazaryeri), arkaik çağa kadar uzanan Yamaçevler 2, İmparator Hadrianus’u onurlandıran Hadrian Tapınağı günyüzüyle buluşarak, büyülü bir atmosfer sunar. Yine Efes’ten insanlığa armağan edilen Memnius Anıtı, İmparator kültürüne hizmet eden Domitian Tapınağı, Panayır Dağı’nın eteklerindeki tepelikte bir çukurlukta bulunan Stadyum, şehrin sur duvarlarının yakınında bulunan ve MS 147’de açılan 135X85 metre büyüklüğündeki Vedius Gymnazyumu, MÖ 1.yy şehrin her iki yanındaki dağların bel verdiği yere yapılan Devlet Agorası sizi yüzyıllar öncesine götürmek için bekliyor.