Kemeraltı'nın Renkli Kareleri

Günümüzde etrafımızdaki güzellikleri bir merceğin ardından görmek olağan ve teknolojinin sunduğu imkânlarla birlikte herkes için mümkün hale geldi. Elimizdeki telefonlar, fotoğraf makineleri ve kameralar birçok fırsat sunarken, bu fırsatı doğru değerlendirmek isteyenlerin aradığı şey çoğunlukla güzel manzaralar oluyor. Her birimizin güzelliğin içinde farklı şeyler gördüğümüz gerçeği, dünyayı bu denli farklı kılıyor. Bu yazımızda, sizin farkınızı ortaya çıkarabilecek, objektifinizi doğrulttuğunuzda size ait bir kareyi yakalayabileceğiniz bir rota hazırladık. Kemeraltı ve çevresinin en güzel görsellerinin izinde olacağımız turumuza, kentimizin en çok fotoğrafı çekilen yeri olan Saat Kulesi’yle başlayacağız. Ardından Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Kemeraltı’na girerken çantasını astığı çınarların arasından Kemeraltı’nın sürpriz dolu sokaklarına adım atacağız. Objektiflerimizi doğrultacağımız yerler arasında Salepçioğlu Camisi, Milli Kütüphane, Antikacılar Çarşısı, Havra Sokağı gibi göz alıcı noktalar yer alıyor. İzmir'de fotoğraf denince akla gelen ilk isimlerden olan Hamza Rüstem’in fotoğrafhanesine de uğrayacağımız bu renkli tur, tarih açısından olduğu kadar mimari detaylarıyla da öne çıkan Smyrna Agorası’nda sonlanacak. Hazırsanız turumuza başlayalım!

Altın Kutu ile İzmir’in Tarihine Kısa Bir Bakış Atın!

Turumuza başlamadan önce İzmir’in tarihine kısa bir bakış atmaya ne dersiniz? İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarihin korunması ve gelecek kuşaklara taşınması amacıyla kent merkezine yerleştirdiği Altın Kutu’da sizlere harika bir sunum hazırladı. Bu tarihin objektiflerinize son teknoloji bir sunumla yansımasını istiyorsanız, ilk durağımız sizi oldukça etkileyecek!

Saat Kulesi

İzmir fotoğrafı denildiğinde akla ilk gelen karelerde Saat Kulesi’nin olması bir tesadüf değil. Tarihi ve öyküsüyle İzmir’in sembollerinden birine dönüşen Saat Kulesi, bugün birçok fotoğraf tutkunun da uğrak yeri olmaya devam ediyor. Sultan 2. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıldönümü anısına Mimar Raymond Charles Pere’nin oryantalist bir üslup ile inşa ettiği Saat Kulesi, Marsilya’dan getirtilen vişne ve yeşil renkli mermerleri ile sadece görsel bir tatmin sunmuyor aynı zamanda, şehrin tüm hikâyelerine şahitlik ediyor. Osmanlı Dönemi’nde yapının pencerelerine kabartma olarak yerleştirilen sultanın tuğrası, yerini Cumhuriyet Dönemi’nde ay yıldızlı kabartmalara bırakırken, Saat Kulesi’nin dört tarafında yer alan üstleri birer kubbeyle örtülü baldaken şadırvanlar ona aynı zamanda önemli bir su yapısı olma özelliği kazandırıyor. Saat Kulesi’nin üst bölümünde yer alan saatin Alman İmparatoru 2. Wilhelm tarafından armağan edildiği söyleniyor. Peki, bu saatin tepesine nasıl ulaşıldığını hiç merak ettiniz mi? Zemin katta yer alan odada bulunan ve saate dek yükselen bir merdiven aracılığıyla saate çıkabilirsiniz. Bu merdivenleri üç kuşaktır kullanan tek bir aile oluşu ise Saat Kulesi’nin hikâyesini daha da güçlendiriyor.  Feti Pamukoğlu, ailenin günümüzdeki temsilcisi olup kulenin saatini altı günde bir kuruyor. Feti Pamukoğlu’nun birbirinden ilginç antika saatlerin bulunduğu Beyler Sokağı’ndaki dükkânını ziyaret ederek Saat Kulesi’nin hikâyesini bir de ondan dinleyebilir ve yine harika fotoğraflar çekebilirsiniz.

Yalı Cami

Fotoğraf arşivinizde küçük ve zarif bir camiye yer varsa Yalı Cami’ye uğramanızda fayda var. Burası Derviş Ağazâde Mehmet Paşa'nın kızı Ayşe Hanım tarafından, ikamet ettiği konağın hemen yanında yaptırılan medresenin mescidi olarak kullanılmak üzere 18. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş. Medrese ve caminin bahçesi günümüze ulaşamasa da mavinin bin bir tonunu barındıran çiniler, fotoğraflarınızı eşsiz kılabilir. İlk çiniler Hafız Mehmet Efendi'ye, 1964 yılına ait çiniler Hafız Mehmet Efendi'nin oğlu Hakkı Çinicioğlu'na ve 1997'deki çiniler ise seramik sanatçısı Ümran Baradan'a ait.

İzmir Devlet ve Opera Balesi Elhamra Sahnesi (Milli Sinema)

Milli Sinema, 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın en karakteristik örneklerinden biri olarak size harika görseller sunuyor. İzmir Milli Kütüphane Cemiyeti tarafından yaptırılan sinemanın mimarı Tahsin Sermet Bey. Burası kentin işgali nedeniyle ancak 1926 yılında tamamlanarak Elhamra Sineması adıyla işletilmeye başlamış.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de film izlediği Elhamra, dönemin en büyük ve konforlu sineması olarak, kaliteli filmlere, tiyatro oyunlarına ve konserlere ev sahipliği yapmış.

1978 yılından beri İzmir Devlet Opera ve Balesi sahnesi olarak İzmirli sanat severlerle buluşmaya devam eden yapı, sivri kemerleri, küçük kubbeli kuleleri, geniş saçakları, Rumi süslemeleri ve cephelerindeki çinileriyle görülmeye ve fotoğraflarınızda yer almaya değer bir yapı sunuyor.

Milli Kütüphane

Milli Sinema gibi 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın kentteki en özel örneklerinden olan Milli Kütüphane, sadece sunduğu görsellikle değil aynı zamanda Türkiye’nin en önemli kütüphanelerinden biri olmasıyla da farklı bir yerde duruyor.

Dış ve iç mimarisiyle göz alan Milli Kütüphane’nin 12-19. yüzyıllara ait elyazması eser koleksiyonunu da içeren oldukça zengin bir arşivi bulunuyor. Bu alanları fotoğraflamak mümkün olmasa da yapı genel itibariye bir fotoğraf karesine oldukça yakışacak niteliklere sahip.

Beyler Sokağı

Objektifinizi doğrulttuğunuzda size harika hissettirecek bir başka nokta da Beyler Sokağı! Kemeraltı’nda kentin önde gelen ailelerinin yaşadığı üç sokağa da Beyler adı verilmiş; sokaklar birinci, ikinci ve üçüncü olarak birbirinden ayrılıyor. 20. yüzyılda kentte Türklerin sahibi olduğu gazeteler, yayınevleri ve matbaalar Beyler Sokağı’nda konumlanmış, Milli Kütüphane de ilk olarak İkinci Beyler’deki Ahmet Ağa Konağı’nda açılmış. Günümüzde bu konak, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilmesinin ardından Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü olarak hizmet veriyor.

Beyler sokakları, bugün eski canlılığından uzak olsalar da kent belleğinde edindikleri konum ve sunduğu mimari ile fotoğraflarınıza renk katmaya aday.

Salepçioğlu Camisi

Fotoğraflarınıza biraz barok esintileri katmaya ne dersiniz? Eğer yanıtınız evet ise mimarisiyle hayranlık uyandıran Salepçioğlu Camisi’ni mutlaka görmelisiniz. Salepçizade Hacı Ahmet Efendi’nin tarafından yaptırılarak 1906 tarihinde ibadete açılan cami, inşasında kullanılan yeşil renkli düzgün kesme taş ve mermerleri ile oryantalist etkileri de yansıtıyor. Minaresi camiden bağımsız olarak inşa edilen Salepçioğlu Camisi’nin alt katı medrese ve mektep, üst katı ise cami olarak tasarlanmış.

Hamza Rüstem Pasajı

Kemeraltı’nın en eski pasajlarından biri olan Hamza Rüstem Pasajı’nın, ilk olarak Emirler adıyla 19. yüzyılın ortalarında han olarak inşa edildiği tahmin ediliyor. Han, 1922’de iki katlı ve betonarme bir pasaja dönüştürülür. Pasajda gömlekçiler, kentte yeni yeni kullanılmaya başlanan radyolar için tamirciler, Hamza Rüstem’e ait fotoğrafhane, fotoğraf malzemelerinin ticaretinin yapıldığı dükkânlar ile birkaç matbaa yer almış.

Emirler Çarşısı’na sonradan adını veren Hamza Rüstem, İzmir’de stüdyo açtığı bilinen ilk Müslüman Türk fotoğrafçısı. Dolayısıyla fotoğraf tutkunları için bir müze niteliği taşıyan pasaj, bugün oldukça ilgi görüyor. 1925 yılında açılan fotoğrafhanesi bugün hâlâ varlığını koruyan Hamza Rüstem, fotoğraf çekimlerine 90’lı yaşlarına dek devam etmiş.

Antikacılar Çarşısı

Tarihi bedesten yapısının fotoğrafa katacağı estetiği hayal edebiliyor musunuz? Ya da en iyisi hayal etmeyi bırakıp, Antikacılar Çarşısı’nın içinde küçük bir tura çıkalım. Antikacı ve sahaflara ev sahipliği yapan mekân, antika sever ve koleksiyonerlerin Kemeraltı’ndaki uğrak noktası olmuş durumda. Buradaki sahaflarda yazıldığı dönemin kokusunu taşıyan kitaplar; antika dükkânlarında bir zamanlar ülkemizde altın çağını yaşamış, birçok hikâyenin objesi olmuş eser ve ürünler bulunuyor. Bu eser ve ürünleri ölümsüzleştirmek istiyorsanız, objektifinizi Antikacılar Çarşısı’na doğrultabilir ve harika fotoğraflara imza atabilirsiniz!

Abacıoğlu Hanı

18. yüzyılda oldukça artan liman ticaretinin etkisiyle bölgede ardı ardına inşa edilen hanlardan biri olan Abacıoğlu Hanı, Abacızâde Hacı Mustafa Ağa tarafından yaptırılmış. Konaklama, ticaret ve depolama amacıyla kullanılan yapı, o zamanlarda Musevi mahalleleriyle iç içe ve Rum kilisesinin mahzenine de komşuymuş. İnşa edildiği zamanlarda dokuz odalı ve yedi alt mahzeni olan Abacıoğlu Hanı, 2007 yılında tamamlanan restorasyonuyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Tarihe Saygı Yerel Koruma ile Philippe Rotthier Avrupa Mimarlık Yarışması ödüllerini aldı. Ağaçlı ferah avlusunu çevreleyen iki katlı renkli mekânlarında yer alan keyifli yeme-içme noktalarında tarihi han size poz vermeye hazır.

Yeşildirek Pasajı

Şimdiki durağımız ise geçmişte Yeşildirek Hamamı olarak bilinen bugün ise Yeşildirek Pasajı olarak andığımız oldukça ilginç bir mekân. Ünlü Osmanlı Sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın vakfının bir parçası olduğu belirtilen hamam, ilk yıllarında odun ateşiyle ısıtılmaktaydı. Yeşildirek Hamamı, ilerleyen yıllarda kömürle ısıtılmaya başlanmış ve kanalları yüksek sıcaklığa dayanamayarak patlamış. İşlevini yitirmesinin ardından 1963 yılından itibaren pasaj olarak kullanılmaya başlanmış. Pasajın eskiden bir hamam olduğunu ele veren detaylar size harika fotoğraflar verebilir. Kameralarınızı yukarıya doğrultun ve rengârenk yuvarlak, altıgen ve yıldız şekilli ışıklıklar ile objektifinizden geçmişe bir yolculuğa çıkın!

Kestanepazarı Cami

Kentin en özgün ve güzel camilerinden biri olan Kestanepazarı Camisi, Eminzade Hacı Mehmet Ağa adıyla da anılan Kızıl İbrahim Mescidi, 1731 yılında camiye dönüştürülmüş. 1868 yılında meydana gelen şiddetli depremin ardından, Mısırlı Hacı Hüseyin Nuri Efendi camiyi bugünkü şekliyle yeniden inşa ettirmiş. Duvarları kesme taştan yapılmış olan Kestanepazarı Cami, Kemeraltı’ndaki diğer bazı anıtsal camiler gibi alt katında dükkânların bulunduğu, fevkani bir düzenlemeye sahip. Bu özellikleriyle doğrulttuğunuz objektifinizden sadece güzel bir fotoğraf değil aynı zamanda bir hikâye de çıkarabilirsiniz.

Küçük Karaosmanoğlu Hanı

18. yüzyılın başlarında Avrupa’ya pamuk ihraç eden Karaosmanoğlu ailesi tarafından yaptırılan Küçük Karaosmanoğlu Hanı, başlangıçta ahşap olarak inşa edilmiş. Tarihte, tenekeci, kalaycı, bakırcı gibi birçok zanaatkâra ev sahipliği yapan Küçük Karaosmanoğlu Hanı, 2016 yılında aslına uygun olarak yeniden inşa edildi. Havra Sokağı’na da açılan ve günümüzde adı L’agora olan han; butik oteli, restoranı ve dükkânlarıyla hem dinlenebileceğiniz hem de tarihi hissederek fotoğraf karelerinize yansıtabileceğiniz bir alan olarak sizleri bekliyor.

Havra Sokağı

İzmir ve çevresindeki varlıkları Roma Dönemi’ne kadar uzandığı düşünülen Yahudilerin, 16. yüzyıla kadar kentte sayıları azdı. Başta Portekiz ve İspanya olmak üzere, çeşitli ülke ve şehirlerden gerçekleşen göçlerle, özellikle 16. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Havra Sokağı ve çevresine yerleşen Yahudiler, burada Juderia’yı -yani Yahudi mahallesini- kurarak kentin önemli bir parçası haline getirdiler.

Sokağın çevresinde yer alan dördü birbirine bitişik inşa edilmiş olan dokuz sinagog ve hahamhane yapısı, günümüzde dünyada benzeri olmayan bir mimari kompleks oluşturuyor. Haliyle fotoğraf tutkunları açısından da bu alan oldukça kıymetli hale geliyor. 19. yüzyıla ait kaynaklar incelendiğinde, Havra Sokağı’nda Yunan ve Yahudi şaraphaneleri, bir Türk hamamı ve Yunan eczanesi bulunduğunu öğreniyoruz. Sokakta, kemerli girişindeki kilit taşına işlenmiş üzüm ve asma yaprağı motiflerinden tarihi şaraphanenin izine bugün de rastlamak mümkün.

Bugüne geldiğimizde İzmirli Yahudilerin büyük bir bölümü kentten ayrılmış olsa da sokağın özgünlüğü ve ticaret dokusu, harika fotoğraflar için sizleri bekliyor.

Smyrna Agorası

Büyük İskender’den sonra MÖ 4. yüzyılın sonunda kurulan Smyrna Antik Kenti’nin agorasından günümüze ulaşan kalıntıların çoğu, MS 178 yılındaki depremden sonra inşa edilen Roma Dönemi Agorası’ndan kalmadır. Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un destekleriyle ayağa kaldırılan Smyrna’ya, İmparatoru ve eşi Faustina'yı onurlandırmak amacıyla onların portrelerini taşıyan iki kemerli anıtsal bir kapı inşa edilmiş. Faustina Kapısı, bugün de agoranın en dikkat çekici yapılarından biri.

Kent merkezinde bulunan en büyük agoralardan biri olan Smyrna Agorası, dünyanın en zengin Yunanca graffiti koleksiyonuna sahip sivil bazilikası ile önemli tarihi ve kültürel bir değer taşıyor. Bu kültürel değerin fotoğraflara kattığı duygu kuşkusuz ki oldukça özel.

Tarihi kent merkezinin kalbine konumlanan Agora’da ilk olarak 1933 yılında başlatılan arkeolojik kazılar, 2007 yılından beri Doç. Dr. Akın Ersoy’un kazı başkanlığında sürdürülüyor. Kazı çalışmalarında bugüne dek, avlu alanını çevreleyen Batı Portiko, adli ve ticari işler için kullanılan Bazilika, Kent Meclisi ve Mozaikli Yapı olarak tanımlanan iki kamu yapısı ile bir Roma hamamı ortaya çıkarıldı.

Profesyonel rehber eşliğinde ücretsiz gerçekleşen turlarımıza katılmak için İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesini ziyaret edebilir ya da buraya tıklayabilirsiniz.

Ayrıca, Kemeraltı’nın Renkli Kareleri rotasını haritada görmek için tıklayabilirsiniz!

Sizler için hazırladığımız bu rotadan faydalanarak çektiğiniz fotoğrafları sosyal medyada paylaşırken cityofizmir ya da izmir.zamani hesaplarını etiketleyerek, bizlerle de paylaşabilirsiniz!

Comments

No comment left, would you like to comment?

Click to comment ...